anayasa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ANAYASA HUKUKUNA GİRİŞ DERS NOTU 1

 ANAYASA HUKUKUNA GİRİŞ


Türk Anayasa Tarihi
  1. 1808 – Sened-i İttifak
Osmanlı Devleti'nde, 1808 yılında ayanlar ile merkezi devlet arasında imzalanan bir sözleşmedir.
18. yüzyıla girerken, devletin merkezî otoritesi zayıflamış, Osmanlı Devleti vergi toplama, asker toplama gibi işlerde ayanlara başvurmak ve ayanların gücünden istifade etmek durumunda kalmıştı. Devlet yönetiminde merkezi idareden ayrı olarak güçlenen ve kendi bölgelerinde etkili olan ayanlar ile merkezi devlet oto- ritesini güçlendirmeye çalışan Alemdar Mustafa Paşa öncülüğünde bir toplantı yapıldı. Bu toplantı sonucunda imzalanan belge Sened-i İttifak olarak adlandırılır.
Merkezi yönetim ile yönetilenler arasında, yönetim biçimine çeşitli kurallar getirilmesi sonucu doğurduğu iddia edilen bu belge, ilk anayasal belge olarak kabul edilir
Bir anayasa değil, anayasal belgedir.
Hükümlerin uygulanmasını sağlayacak bir mekanizma yoktur.
  1. 1839 Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu)
Osmanlı tarihinin en önemli belgelerinden biri olan bu metin, okunduğu yerden ötürü Gülhane Hatt-ı Hümayunu adıyla da anılır.
Tanzimat Fermanında bir şekilde devlet iktidarının sınırlandırılması söz konusudur. Tanzimat Fermanı Osmanlı tebaasına birtakım temel hak ve özgürlükler de tanımaktadır. Tanzimat Fermanının devlet iktidarını sınırlandırması, Padişahın kendi kendini sınırlandırması biçimindedir. Özellikle bu nitelikleri Tanzimat Fermanı’nı anayasacılık hareketleri içerisinde önemli bir adım haline getirmektedir
  1. 1856 Islahat Fermanı
Yapıldığı dönem ve içerdiği hükümler açısından yabancı devletlerin isteği üzerine hazırlanmış ve okunmuş bir ferman olarak nitelendirilir. Daha önce okunmuş olan Tanzimat Fermanı’ndaki hükümlerin aynen tekrar edilmesi ile başlayan ferman Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında eşitlik sağlamayı amaçlayan bir belgedir.

Islahat Fermanı ile o dönem Avrupa ülkelerinde görülen temel hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmının Osmanlı İmparatorluğunda da tanındığı söylenebilir.
Islahat Fermanı, Sened-i İttifak ile başlayan, Tanzimat Fermanı ile devam eden Osmanlı anayasacılık hareketleri içinde atılmış önemli bir adımdır.
  1. 1876 Kanun-i Esasi
Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası olarak yürürlüğe giren Kanun-i Esasi 23 Aralık 1876’da ilan edilerek yürürlüğe girmiştir. II. Abdülhamit dönemine rastlayan Kanun-i Esasi devlet yönetimine bir meclisin katılmasını sağlayan, dönemi içinde batılı anlamda bir anayasal sistem kuran ilk yazılı Türk anayasasıdır. I. Meşrutiyet olarak adlandırılan dönemi başlatan bu anayasa II. Abdülhamit tarafından 1878 yılında askıya alınarak meclis kapatılmıştır. 1908 yılında II. Meşrutiyet dönemi ile birlikte tekrar yürürlüğe girmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna değin uygulanabilmiştir.
1876 tarihli Kanun-i Esasi’nin belli başlı maddeleri incelendiğinde şu özellikleri ve hükümleri taşıdığını söyleyebiliriz.
  • Yönetim biçimi monarşidir. Ancak devlet iktidarına sahip olan padişahın yetkilerini bir meclis ile paylaşması sebebiyle sisteme Meşruti Monarşi diyebiliriz
  • Yasama görevi, Heyet-i Ayan ve Heyet-i Mebusan’dan oluşan meclis tarafından yürütülür. Ayan Meclisi üyeleri padişah tarafından, Mebusan Meclisi üyeleri ise dört yılda bir yapılacak olan seçimde halk tarafından seçilir.
  • Yürütme görevi Bakanlar Kurulu'na aittir. Bakanlar Kurulu'nun başı ise padişahtır. Bakanlar Kurulu kanun teklif etmeye yetkilidir.
  • Hükümetin işleri ile ilgili padişaha bilgi ve hesap verme yükümlülüğü vardır.
  • Özel mülkiyet, eğitim ve öğretim, inanç ve basın özgürlükleri düzenlenmiş, ticaret serbestisi getirilmiş, müsadere, angarya, eziyet ve işkence doğrudan kanuni esasi ile yasaklanmıştır.
2.Abdulhamit, 1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşını bahane ederek Meclis-i Mebusan'ı kapatmış ve kanuni esasinin yürürlüğünü durdurmuştur.
İkinci Meşrutiyet Devri
Kanuni Esasi, 24 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte yeniden yürürlüğe girmiştir.
İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra yapılan seçimle- rin ardından oluşan yeni Meclis-i Mebusan 17 Aralık 1908'de yeniden çalışmalarına başlamıştır.
8 Ağustos 1909'da Kanun-i Esasi üzerinde yapılan değişiklikler ile padişahın yetkileri sembolik bir düzeye indirilmiştir. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumlu olacak, Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona erecek, Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçecektir. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlanmış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmiştir. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklenmiştir.
Kanuni Esasi Meclis-i Mebusan’ın kapatılması ile uygulanamaz hale gelmekle birlikte, Milli Mücadele döneminde, 1921 Anayasası olarak kabul edilen Teşkilatı Esasiye Kanunu ile birlikte kullanıldığı durumlar da olmuştur.
  1. 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu)
20 Ocak 1921'de, TBMM tarafından kabul edilen ilk Anayasa (Teşkilatı Esasiye Kanunu), niteliğini taşır.
  • Milli egemenliğin halka ait olduğunu belirtmiş olması en önemli özelliğidir. “Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir.”
  • Yönetim biçimi olarak kuvvetler birliği sistemini benimsediği söylenebilir. Meclis Hükümeti sistemi benimsenmiştir “Yürütme gücü ve yasama yetkisi, ulusun tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi'nde belirir ve toplanır. “Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi'nce yönetilir ve hükümeti "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti" adını alır.
  • TBMM’nin oluşumuyla ilgili ayrıntılı düzenlemelere yer verir. “Büyük Millet Meclisi vilayetler halkınca seçilen üyelerden kurulur. Büyük Millet Meclisi'nin seçimi iki yılda bir yapılır. Seçilen üyelerin üyelik süresi iki yıl olup bu üyeler yeniden seçilebilirler. Eski meclisin  görevi yeni meclis toplanıncaya kadar sürer. Büyük Millet Meclisi üyelerinin her biri, kendini seçen ilin ayrıca bütün ulusun vekilidir.”

  • Yürütme yetkisi TBMM’de olmakla birlikte, Büyük Millet Meclisi, bakanlıkları, seçtiği bakanlar aracılığıyla yönetir.
  • 1921 Anayasası’nda yargı düzenlenmemiştir.
  • Saltanatın kaldırılması 1921 Anayasası dönemine rastlar.
1921 Anayasası kısa, 23 maddelik bir anayasadır. Milli mücadele döneminde yönetim boşluğunu dol- durmak amacı güden bu yüzden kapsamlı anayasal düzenlemeler içermeyen bir anayasadır. Temel hak ve özgürlüklere yer vermemiştir.
1923 Anayasa Değişiklikleri; 1921 Anayasasında, 1923 yılında önemli değişiklikler yapılmıştır.
Bu değişikliklere göre,
  1. Türkiye Cumhuriyetinin hükümet şeklinin Cumhuriyet olacağı,
  2. Cumhurbaşkanının TBMM tarafından ve kendi üyeleri arasından seçileceği ve tekrar seçilmenin mümkün olacağı, Başbakanın Cumhurbaşkanınca Meclisin uygun bulmasına sunulacağı,
  3. Devletin dininin İslâm, resmi dilinin Türkçe olacağı hükümleri kabul edilmiştir.
  1. 1924 Anayasası
Milli Mücadele döneminin başarıyla sonuçlandırılmasından sonra, temelleri 1921 Anayasası ile atılan yeni Türkiye’nin yeni bir Anayasaya gereksinimi vardı. TBMM’nde çalışmalar ve görüşmeler sonucunda, 20 Nisan 1924’te yeni Anayasa kabul edildi.
1924 Anayasası Türkiye Cumhuriyeti devletinin organik olarak kuruluşunu sağlayan anayasa olarak kabul edilebilir. Getirdiği düzenlemeler incelenecek olursa;
  • Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bu anayasa ile de benimsenmiştir. Egemenlik Türk milletini temsil eden TBMM tarafından kullanılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin tek ve gerçek temsilcisi olup millet adına egemenlik hakkını kullanmaya yetkili tek organdır.
  • 1924 Anayasası Cumhuriyet ilkesini temel almıştır. Nitekim anayasanın 1. Maddesi “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” demektedir. Bu hükümle devle- tin yönetim şeklinin “cumhuriyet rejimi olduğu” belirtilerek, ülkeyi idare edeceklerin ancak seçim yoluyla bu hakkı elde edebilecekleri kabul edilmiştir.

      ✓ 1924 Anayasası da güçler birliği sistemini kabul etmiştir. Parlamenter sistem ile meclis hükümeti arasında karma bir hükümet sistemi benimsemiştir. (Kuvvetler birliği ve görevler ayrılı- ğı)Anayasanın 5 nci Maddesi “yasama yetkisi ve yürütme gücü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde belirir ve toplanır” demektedir. Anayasa TBMM’ye önemli bir üstünlük ve ayrıcalık tanımış yetkileri TBMM’de toplamıştır. Yasama yetkisini ve görevini meclis doğrudan kendisi kullanır. Bu görevler arasında; “Kanun koymak, tefsir etmek, kanunları değiştirmek, kaldırmak, devletlerle sözleşmeler yapmak, barış yapmak, savaş ilan etmek, devlet bütçesini incelemek ve onamak, para basmak, genel ve özel af çıkarmak, idam kararlarını onaylamak” gibi yasama görevleri bulunmaktadır. Yürütme yetkisini ise meclis tarafından seçilecek bir Cumhurbaşkanı ve onun atayacağı bakanlar kurulu aracılığıyla kullanır.

1924 Anayasası yargı yetkisini bağımsız mahkeme- lere vermiştir. Anayasa yargı organlarının verdiği kararların, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile İcra Ve- killeri Heyeti’nce değiştirilemeyeceğini ve yerine getirilmesine mani olunamayacağını hüküm altına alarak, yargı kararlarına hem teminat hem de bağımsızlık getirmiştir. 1924 Anayasası, 1921 Anayasası’nın aksine yargı kuvvetini Meclise vermemiş, bağımsız mahkemelere bırakmıştır.
1924 Anayasası’na göre Devletin dini İslam, başkenti Ankara ve dili Türkçe’dir. Anayasanın ilk dü- zenlemesinde resmi dininin İslam olduğu belirtilmiş, şeriat hükümlerinin meclis aracılığıyla yürütüleceği düzenlenmiş ancak 1928 yılında yapılan değişiklikle devletin dinine ilişkin hüküm kaldırılmıştır. 1937 yılında diğer Atatürk ilkeleri ile birlikte Laiklik ilkesi de anayasaya girerek laik devlet modeli benimsenmiştir.
1924 Anayasası sert bir anayasadır. Anayasanın değiştirilebilmesi için “Değişiklik teklifinin Meclis tam üyesinin en az üçte biri tarafından imzalanması şarttır. Değişiklikler ancak tam sayısının üçte iki oy çokluğu ile kabul edilebilir.” Bunun yanı sıra

102. maddenin son fıkrasına göre “Bu kanunun, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki birinci maddesinde değişiklik ve başkalama yapılması hiçbir türlü teklif dahi edilemez.”
  • 1934’de yapılan değişikliklerle kadınlara milletvekili seçme ve seçilebilme hakkı verilmiş ve seçmen

yaşı 18’den 22’ye çıkartılmıştır. Bu değişiklik ile genel oy ilkesi ilk defa uygulanabilir hale gelmiştir.
  • 1924 (Terakkiperver Fırka) ve 1930 (Serbest Fırka) yıllarındaki iki başarısız deneyim dışında, 1945 senesine kadar, tek parti yönetimi sürdürülmüştür. 1945 yılında Milli Kalkınma Partisi, 1946' da ise Demokrat Parti kurulmuştur. 1946 yılında yapılan seçimle ilk kez çok partili siyasal hayata geçilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin en uzun süre yürürlükte kalan Anayasası niteliğindeki 1924 Anayasası, 27 Mayıs 1960 askeri hareketine kadar yürürlükte kalmış ve bu hareketle birlikte yürürlükten kalkmıştır.
  1. 1961 Anayasası
27 Mayıs askeri müdahalesi sonucunda oluşturulan kurucu meclis tarafından hazırlanan 1961 anayasası temel hak ve özgürlüklerin geniş bir şekilde düzenlendiği, diğer anayasalarla karşılaştırıldığında demokratik özelliği öne çıkan bir anayasadır. 1961 anayasasını hazırlayan kurucu meclisin askeri kanadında Milli Birlik Komitesi, sivil kanadında ise Temsilciler Meclisi bulunur.
Bu anayasa 9 Temmuz 1961’de halkoyuna sunulmuştur. Seçmenlerin % 81’inin katıldığı oylamada yeni anayasa % 61,7 evet oyuyla kabul edilmiştir. Böylece Türk tarihinde ilk kez bir kurucu meclis anayasa hazırlamış ve bu anayasa halkoyu ile kabul edilmiştir.
1961 Anayasası ile getirilen ve öne çıkan düzenlemeler şu şekilde sıralanabilir.
Egemenlik: 1961 anayasası anayasaya egemenliğin yetkili organlar eliyle ve anayasanın koyduğu esaslar çerçevesinde kullanılacağını düzenlemiştir. TBMM’nin sınırsız egemenlik gücü ortadan kaldırılmış ve TBMM anayasal bir organ niteliğine büründürülmüştür.
Anayasanın Üstünlüğü: 1961 anayasasının 8. mad- desine göre kanunlar anayasaya aykırı olamaz. Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamları ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Bu madde ile anayasanın üstünlüğü ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi kurularak özellikle yasama işlemlerinin anayasaya uygunluğu denetime tabi tutulmuş ve anayasanın üstünlüğü ilkesi desteklenmiştir.
Kuvvetler Ayrılığı: 1961 anayasası ile kuvvetlerin yumuşak bir biçimde ayrılması sağlanarak parlamenter sisteme geçilmiştir. Yasama yetkisi TBMM’ne verilmiş,
ayrıca TBMM iki meclisli bir yapıda oluşturulmuştur. 1961 anayasasına göre TBMM, halk tarafından seçilen milletvekillerinden kurulan Millet Meclisi ve yine bir kısmı halk tarafından seçilen, bunun yanı sıra kontenjan ve doğal senatörlerden kurulan Cumhuriyet Sena- tosundan oluşur. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’na verilerek yürütme yetkisi meclisten ayrılmıştır. 1961 anayasası yargı bağımsızlığını tüm güvenceleriyle birlikte gerçekleştirmiştir.
Temel Hak ve Özgürlükler: 1961 anayasası temel hak ve özgürlükler alanında kapsamlı ve demokratik bir düzenleme yapmıştır. 1924 anayasasında yalnızca sayılmakla yetinilen bu hakların kapsamı genişletilmiş, kullanılmasıyla sınırlandırılması ve durdurulması konu- larına ilişkin geniş bir çalışma yapmıştır. Buna göre temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanun ile ve hakkın özüne dokunulmadan gerçekleştirilecektir.
Ayrıca 1961 anayasası ile sosyal devlet ilkesi ilk kez anayasal bir ilke olarak benimsenmiştir.
Laiklik ilkesi anayasada aynen kabul edilmiştir.
1961 anayasası ile çoğunlukçu demokrasi anlayışından çoğulcu demokrasi anlayışına geçilmiştir.
Yürütmenin, yönetimin tüm eylemleri, kararları anayasal bir kuruluş olan Danıştay denetimine verilmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Mart 1971’de verdiği muhtıra ile yönetim biçimi geçici bir kesintiye uğramış 1971-73 yılları arasında ara rejim dönemi denebilecek bir yönetim biçimi yaşanmıştır. Bu tarihler arasında 1961 Anayasasında bazı önemli değişiklikler yapılmıştır.
  • Bakanlar Kurulu’na kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir.
  • Üniversite özerkliği sınırlandırılmış, TRT’nin özerkliği kaldırılmıştır.
  • Milli Güvenlik Kurulu’nun yardımcılık etme görevi, ‘tavsiye etme’ olarak düzenlenmiş ve kurulun etkisi arttırılmıştır.
  • Yürütme güçlendirilmiştir.
  • Temel hakların sınırlandırılmasında, genel sınırlama sebepleri ve ayrıca bazı temel haklara da özel sınırlama sebepleri getirilmiştir.

  • Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kurulmuş, Danıştay’ın görevlerinin bir kısmı bu mahkemeye devredilmiştir.
  • Devlet Güvenlik Mahkemeleri de bu değişikliklerle kurulmuştur. (DGM’ler 2004 anayasa değişikliği ile kaldırılmıştır)
12 Eylül 1980’de yapılan asker müdahale ile1961 anayasası yürürlükten kaldırılmış Milli Güvenlik Konseyi oluşturulmuş ve 1982 anayasasının hazırlıkları başlatılmıştır.
  1. 1982 Anayasası
12 Eylül müdahalesi ile birlikte yönetime el koyan Milli Güvenlik Konseyi genel olarak devlet yetkilerini kullanmaya başlamıştır. MGK Başkanı Cumhurbaşkanın yetkilerine sahipti Milli Güvenlik Konseyi de yasama görevini üstlendi.
Milli Güvenlik Konseyi 1981 yılında bir kurucu meclis oluşturarak yeni anayasa çalışmalarına başladı. Bu kurucu meclisin askeri kanadında Milli Güvenlik Konseyi, sivil kanadında ise danışma meclisi vardı. Bu kurucu meclis yeni bir anayasa yapılıp demokratik sisteme geçilene kadar geçen sürede; yeni anayasayı ve bu anayasanın halkoyuna sunuluşunu hazırlamak, siyasi partiler kanunu hazırlamak, seçim kanunu hazırlamak ve TBMM kurulup göreve başlayıncaya kadar yasama yetkisine dayanarak, kanun koyma, değiştirme, kaldırma işleri yapmak, görevlerini üstlendi.
1982 Anayasası daha sonra birçok değişiklik geçirerek kabul ediliş dönemindeki bazı özelliklerini yitirdiği söylenebilir. Ancak kabul edildiği zaman dönemine bakılarak bazı özellikleri şöyle sıralanabilir.
  • Geçiş dönemi öngörmüştür.
  • Referandum ile anayasanın kabulü ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birleştirilmiştir.
  • Diğer anayasalar göre daha katı bir anayasadır.
  • Milli Güvenlik Konseyinin düzenlediği kanunların anayasaya aykırılığı iddia edilemez. (Bu düzenleme 2001 anayasa değişikliği ile kaldırılmıştır)
  • Otoritenin ağırlığı artmıştır. Kamu yararının, kişilerin yararından önce geldiği düşüncesi ve anarşi kaygıları sebebiyle hak ve hürriyetlerde sınırlama- lara gidilmiştir. Güçlü devlet, otoriter idare kavramları ön plana çıkmıştır.
Yürütme organı güçlendirilmiştir. Özellikle yürütme içinde Cumhurbaşkanı makamı güçlendirilmiştir.

Siyasi karar alma mekanizmalarındaki tıkanıkları giderici hükümler getirilmiştir.
Diğer anayasalardan daha kazuistik bir şekilde hazırlanmıştır.

Kabul edilişinden bu yana 1982 Anayasası’nda yapılan değişiklikler
1987 Değişiklikleri
  • 21 olan seçme ve halkoylamasına katılma yaşı 19'a indirildi;
  • 400 olan milletvekili sayısı 450'ye çıkarıldı.
  • 12 Eylül döneminde getirilen, siyasi partilerin ve liderlerinin siyasi yasaklarına ilişkin geçici 4. madde, yapılan referandumla yürürlükten kaldırıldı. Böylece, siyasi partilerin ve liderlerinin yasakları sona erdi.
1993 Değişiklikleri
  • Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbest bırakıldı
1995 Değişiklikleri
  • Tutuklulara ve yurtdışında bulunan vatandaşlara oy kullanma hakkı verildi
  • Milletvekili sayısı 550’ye çıkarıldı
  • Oy kullanma yaşı 19’dan 18’ e indirildi
  • Yükseköğretim elemanları ve öğrencilerinin siyasi partilere üye olabileceği düzenlendi.
  • Devletin, siyasi partilere mali yardımı düzenlendi
  • Milletvekillerinin istifasında, kabul için aranan salt çoğunluk şartı kaldırıldı
1999 Değişiklikleri
  • Özelleştirme maddesi düzenlenerek liberal devlet sistemine geçiş hızlandırıldı
  • Kamu hizmetlerinin gördürülmesi ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların (özellikle çok uluslu şirketler) çözümü için tahkim yolu getirildi.

2001 Değişiklikleri
  • Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında kullanılan genel sınırlama sebepleri kaldırıldı ve sınırlamanın ancak ilgili maddede yeralan özel sınırlama sebeplerine göre yapılabileceği kabul edildi. Hakların sınırlandırılmasında öze dokunma yasağı, ölçülülük, laik cumhuriyetin gerekleri ölçütleri düzenlendi.
  • Adil yargılanma hakkı anayasal bir düzenleme haline getirildi
  • Yakalama ve tutuklama süreleri yeniden düzenlendi
Kanuna aykırı bulguların delil olamayacağı ilkesi getirildi
  • Ailenin, eşler arasındaki eşitliğe dayanacağı kuralı düzenlenerek aile reisi kavramı kaldırılmış oldu.
  • Kamulaştırma bedelinin kural olarak peşin ödeneceği kabul edildi.
  • Taksirli suçlardan mahkumiyet alan hükümlülerin oy kullanabileceği düzenlendi
  • Seçim kanunlarında ve siyasi partiler kanununda yapılacak değişikliklerin, bir yıl geçmeden uygulanamayacağı hükmü getirildi.
  • Dilekçe hakkı, karşılıklı olmak koşuluyla Türkiye’de ikamet eden yabancılara da tanındı.
  • Meclis soruşturması açılması oylaması ve Yüce Divan’a sevk için yapılacak oylamanın gizli oyla yapılması prensibi kabul edildi.
  • Siyasi partilerin kapatılması davalarında, temelli kapatma yerine kısmen ya da tamamen devlet yardımından yoksun bırakmaya da karar verilebileceği, siyasi partilerin kapatılmasında 3/5 çoğunluk aranması gerektiği düzenlendi
  • Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelere yargı yolunu kapatan geçici 15. madde kaldırıldı ve yargı yolu açılmış oldu.
2002 Değişiklikleri
  • Bir ilin veya seçim çevresinin mecliste üyesi kalmaması durumunda, 90 günü izleyen ilk Pazar günü ara seçime gidileceği kuralı getirildi
Milletvekili seçilme şartları arasında yer alan “ideolojik veya anarşik eylemlere” ibaresi, “terör eylemlerine” olarak değiştirildi.
2004 Değişiklikleri
  • DGM’ler kaldırıldı
  • İdam cezası tamamen kaldırıldı
  • Uluslararası Adalet Divanı’na taraf olmanın yükümlülüğü dolayısıyla vatandaşın da yabancı bir ülkeye verilebileceği kabul edildi
  • Milletlerarası anlaşmaların anayasaya aykırılığının ileri sürülemeyeceği prensibi kabul edildi.
2005 Değişiklikleri
  • RTÜK’ün oluşumu anayasal düzenleme haline getirildi
  • Sayıştay’ın görevleriyle ilgili düzenlemeler yapılarak, mahalli idarelerin mali denetiminin Sayıştay tarafından yapılacağı kabul edildi
2006 Değişiklikleri
  • Seçmen yaşı 25’e indirildi.
2007 Değişiklikleri
  • Milletvekili genel seçimleri 5 yıldan 4 yıla indi- rildi.
  • Cumhurbaşkanının halk tarafından seçileceği, görev süresinin 5 yıl olacağı ve en fazla iki kez seçilebileceği düzenlendi.
  • Cumhurbaşkanlığı için 20 milletvekilinin veya toplamı %10 alan siyasi partilerin aday göste- rebileceği kabul edildi.
  • Meclisin toplantı yeter sayısının bütün oturumlar için 1/3 olduğu hükmü düzenlendi
2010 Değişiklikleri
  • Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, şehit dul ve yetimleri ile mamul ve gaziler için ayrıcalıklar tanı- nabileceği düzenlenmiştir.
  • “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir….” Özel hayatın gizliliği ile ilgili anayasal güvenceler getirilmiştir.
  • “Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.” Seyahat özgürlüğü ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır.

  • Sendika hakkı maddesinde yapılan düzenleme ile birden fazla sendikaya üye olabilmenin yolu açılmıştır.
  • Memurlara toplu sözleşme yapma hakkı tanınmıştır.
  • Kamu Denetçiliği kurumu anayasal bir kuruluş haline gelmiştir.
  • Parti kapatma kararı ile Anayasa Mahkemesinin milletvekilliğini sona erdirebilmesi kaldırılmıştır.
  • TBMM başkanlık divanının görev süreleri 2007 anayasa değişikliği ile yapılan düzenlemeye göre yeniden sekillendirilmiştir.
  • Yüksek Askeri Şura kararlarına karşı kısmi yargı yolu açılmış, idarenin yargısal denetiminde yerindelik denetimi yapılamayacağı düzenlenmiştir.
  • Memurlara verilen disiplin cezaları içerisinde yargı yolu kapalı olan uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolu açılmıştır.
  • Sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanamayacağı düzenlenmiştir.
  • Anayasa Mahkemesinin kuruluş çalışma ve esasları kapsamlı bir şekilde yeniden düzen- lenmiştir.
  • Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kuruluş çalışma ve esasları kapsamlı bir şekilde ye- niden düzenlenmiştir.
  • Ekonomik ve Sosyal Konsey anayasal bir kuruluş haline getirilmiştir.
  • Anayasanın Geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. 12 Eylül 1980 askeri harekatı ile göreve gelen askeri yönetimin işlemlerine karşı yargı yolunu kapatan bu maddenin kaldırılmasıyla bu dönem yöneticilerinin eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açılmıştır.












ANAYASA HUKUKUNA GİRİŞ DERS NOTU 3


ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
1924 Anayasası’nda “milliyetçilik” olarak düzenlenen ilke, 1961 Anayasası’nda “milli devlet”, 1982 Anayasası’nda ise “Atatürk milliyetçiliğine bağlı” devlet şeklinde ifade edilmiştir.
Atatürk milliyetçiliği kavramından anlaşılması gereken sübjektif milliyetçilik anlayışıdır.
Subjektif milliyetçilik
  • Irka dayalı olmayan,
  • Birlikte yaşama arzusuna ifade eden,
  • Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan,
  • Sahip olunan mirasın korunmasında birlikte hareket eden
  • Geleceği birlikte kurma arzusu hisseden toplulukların millet olduğunu tanımlar
Atatürk milliyetçiliğinin anayasadaki düzenlemelerini ve sonuçlarını şu şekilde sıralayabiliriz:
  • Türkiye Cumhuriyeti’nin insan unsuru, tek bir millettir ve bu millet Türk milletidir.
  • Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.
  • Resmi dili Türkçedir
  • Türkiye Cumhuriyeti devlete ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür
  • Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk’tür. Dünyanın neresinde olursa olsun anne veya babadan birinin Türk vatandaşı olması halinde çocuğa da vatandaşlık verilir.
  • Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Vatandaşlık kanununda vatandaşlığın doğumla, evlenme ile ve sonradan taleple kazanılabileceği ve bunun şart ve şekilleri belirlenmiştir.
  • Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma kararlarını Bakanlar Kurulu verir ve bu karar karşı yargı yolu açıktır

LAİKLİK
Laiklik, “devlet ile din işlerinin ayrılması; devletin din ve vicdan hürriyetinin gerçekleşmesi bakımından tarafsız olması” şeklinde ifade edilebilir.
Laikliğin bir yönü, inanç, ibadet ve vicdan hürriyetinin devlet tarafından güvence altına alınmasıdır. Bir din veya mezhep mensuplarının başka din veya mezhep mensuplarına karşı ya da kişinin inanç, ibadet, vicdan ve düşünce hürriyetini yaşamasına yönelik her türlü baskı ve tahakkümü önlemek laik devletin görevidir.
Din hürriyeti, herkesin dilediği inanç ve kanaate sahip olabileceğini ifade eder. Bu ilke, aynı zamanda dini inanca sahip olmama hürriyetini de içerir. İbadet hürriyeti gereği, kişiler inandıkları dinin ibadet, ayin ve törenlerini de serbestçe yerine getirebilirler. Ancak ibadet hürriyeti, din hürriyeti gibi mutlak değildir. İbadet hürriyetinin, Anayasanın 14. maddesinde sayılan amaçlarla kötüye kullanılması yasaklanmıştır.
Laikliğin diğer yönü ise din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Laik devlette devletin siyasi yapısını, hükümet ve idarenin işleyişini, toplumun yaşayışını düzenleyen kanun ve kuralları dini prensipler değil, bilimsel yaklaşımlar, toplumsal ihtiyaçlar tayin eder.
Laikliğin diğer yönü olan din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmış olmasının gerekleri şu şekilde sıralanabilir.
  1. Resmi bir devlet dininin bulunmaması: Bunun anlamı, devletin belli bir dine üstünlük tanımaması, o dinin kurallarını devlet işlemleriyle vatandaşlarına uygulatmaya çalışmamasıdır. 1924 Anayasası’nın ilk halinde “Devletin dini İslamdır hükmü yer alır. Kurulan yeni Türkiye Cumhuriyetinin resmi bir dindi vardır. Ancak 1924 Anayasası’nda 1928 yılı değişikliği ile bu hüküm anayasadan çıkarılmıştır. Laiklik ilkesi ise ilk kez 1924 Anayasası’nda 1937 yılı değişikliği ile anayasa hukukumuza girmiştir.
  2. Din kurumları ile Devlet kurumlarının ayrılmış olması:
  3. Devlet yönetiminin din kurallarından etkilenmemesi:
  4. Devletin, bütün dinlerin mensuplarına eşit davranması
DEMOKRATİK DEVLET
Demokrasi üzerine eski yunan site devletlerinden bu yana bir çok tanım yapılmış bir çok uygulama demokrasi olarak anlatılmıştır. Demokrasiyi halkın tercihlerini ortaya koyarak bir siyasal sistem oluşturması olarak tanımlarsak, 1982 Anayasası’nda demokratik devleti oluşturmak için yapılan düzenlemeleri daha kolay açıklamak mümkün olur. Bu anlamda demokratik devletin vazgeçilmez iki temel kavramından bahsedebiliriz.
  1. Seçimler
  2. Siyasi Partiler
  3. SEÇİMLER
Anayasada serbest ve demokratik seçim ilkeleri şu şekilde belirtilmiştir.
“Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır.”
Seçimlere hakim olan bu ilkeleri açıklamakta fayda vardır.
Genel oy
Dil, din, ırk, servet, vergi, öğrenim durumu ve cinsiyet gibi sınırlamalar olmaksızın, bütün vatandaşların oy hakkına sahip olmasıdır.
1924 erkekler için genel oy ilkesi benimsenirken, 1930 yılında belediye seçimleri kanununda yapılan değişiklikle kadınlara da seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Bu hak kadınlara genel seçimler için 1934 yılında tanınmış ve böylece tam olarak genel oy ilkesine 1934 yılında geçilmiştir.
Genel oy ilkesi tüm vatandaşların oy hakkına sahip olduğunu belirtmekle birlikte anayasal sınırlamalar da getirmiştir. Buna göre;
  • 18 yaşından küçükler
  • Kısıtlılar
  • Askeri öğrenciler
  • Er ve erbaşlar
  • Kasıtlı suçlardan cezaevinde hükümlü bulunanlar oy kullanamaz.
Bu sınırlamaları geçici olarak anlamak gerekir. Bunun yanı sıra cezaevinde bulunan taksirli suçtan hüküm giymiş olanlar ile tutuklular oy kullanabilir. Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları da sınır kapılarında oy kullanma hakkına sahiptir.
Eşit oy
Dil, din, ırk, servet, vergi, öğrenim durumu ve cinsiyet gibi sınırlamalar olmaksızın, her vatandaşın tek bir oya sahip olmasını ve kullanılan oyun eşit değerde olmasını ifade eder.
Gizli oy ve açık sayım ve döküm
Seçmenlerin etik altında kalmasını önlemek ve düşüncelerini oylarıyla rahatça ifade edebilmesini sağlamak amacıyla oy verme işlemi gizli yapılır. Bununla birlikte sandıkların açılması ve oyların sayımı herkese açık olarak gerçekleştirilir. 1950 yılında gizli oy ve açık sayım ve döküm ilkeleri kabul edilmiştir.
Tek dereceli seçim
Tek dereceli seçimde seçmenler, temsilcilerini doğrudan seçerler. Seçmenlerin araya kimse girmeden (delege, ara temsilci vb.) temsilcisini doğrudan doğruya kendisinin belirleyebildiği sistemdir. Türkiye’de 1946 yılına kadar iki dereceli seçim uygulanmıştır. 1946 seçimleri tek dereceli sisteme göre yapılan ilk seçimlerdir.
Seçimlerin serbestliği
Bu ilke, vatandaşların hiçbir baskı ve zorlama olmadan oy kullanabilmelerini ifade eder. Oy vermek mecburi tutulamaz. Kişi oy kullanıp kullanmamakta serbesttir. Böyle bir ilke olmakla birlikte anayasada sonradan yapılan değişiklikle “Halkoylamasına, milletvekili genel ve ara seçimlerine ve mahallî genel seçimlere iştiraki temin için, kanunla para cezası dahil gerekli her türlü tedbir alınır” hükmü getirilmiştir. Bu hüküm oy vermenin mecburi hale getirildiği şeklinde yorumlanmakla birlikte para cezası milletvekili seçimleri için getirilmiş, ceza uygulama yetkisi de ilçe seçim kuruluna bırakılmıştır. Uygulamada pek görülmemektedir
Seçimlerin yargı organlarının yönetimi ve denetiminde yapılması
Anayasaya göre, seçimler yargı organlarının yönetimi ve denetimi altında yapılır. Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, tüm işlemler il ve ilçe seçim kurulları ve bu kurulların denetim organı niteliğinde görev yapan Yüksek Seçim Kurulu tarafından yürütülür. Seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma, seçmen listelerinin hazırlanması, oy pusulalarının düzenlenmesi, aday listelerinin kesinleştirilmesi gibi işlemlerle birlikte, seçimden sonra seçimle ilgili şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve TBMM üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi bu organlar tarafından yürütülür.

YÜKSEK SEÇİM KURULU
YSK, 1950 yılında kurulmuştur. Yüksek Seçim Kurulu ilk defa 1961 Anayasası ile anayasal bir kuruluş olmuştur.
7 asıl ve 4 yedek üyeden oluşur. Üyelerin 6’sı Yargıtay, 5’i Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Üyelerin görev süresi 6 yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilebilir. Üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.
Görev ve Yetkileri,
  • İl ve ilçe seçim kurullarının oluşmasını sağlamak,
  • İl seçim kurullarının işlemlerine ve kararlarına karşı yapılacak itirazları, oy verme gününden önce ve itiraz konusunun gerektirdiği süratle, kesin karara bağlamak,
  • Adaylığa ait itirazlar hakkında kesin karar vermek,
  • İl seçim kurullarınca düzenlenen tutanaklara karşı yapılan itirazları inceleyip kesin karara bağlamak.
  • Milletvekillerinin seçim tutanaklarını kabul etme ve RG’de yayımlamak.
  • Cumhurbaşkanı seçim tutanaklarının kabul etme ve RG’de yayımlamak.
Yüksek Seçim Kurulunun kararları kesindir ve bu kararlara karşı başka bir mercie başvurulamaz.
  1. SİYASİ PARTİLER
Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasî partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler.
1982 Anayasası’nın 68. maddesine göre “Vatandaşlar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir.” Siyasi partiler, partiye üye olma yeterliğine sahip en az otuz Türk vatandaşı tarafından kurulur. Siyasi partilerin genel merkezi Ankara’da bulunur.

Siyasi Parti Üyeliği
Parti üyesi olabilmek için onsekiz yaşını doldurmuş olmak gerekir.
  • Hâkimler ve savcılar,
  • Sayıştay dahil yüksek yargı organları mensupları,
  • Kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri,
  • İşçi niteliği taşımayan kamu görevlileri,
  • Silahlı Kuvvetler mensupları
  • Yükseköğretim öncesi öğrencileri
  • Kamu hizmetlerinden yasaklılar,
  • Yüz kızartıcı suçlar, kaçakçılık suçları, ihaleye fesat karıştırma veya Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından mahkûm olanlar,
  • Taksirli suçlar hariç beş yıl ağır hapis veya beş yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar,
  • Terör eyleminden mahkûm olanlar, Siyasî partilere üye olamazlar.
Yükseköğretim elemanlarının ve yükseköğretim öğrencilerinin siyasî partilere üye olmaları ancak kanunla düzenlenebilir.
Siyasi Partilerin Gelirleri
Siyasi Partiler Kanunu siyasi partilerin elde edebileceği gelirleri şu şekilde sıralamıştır.
  1. Parti üyelerinden alınacak giriş aidatı ile üyelik aidatı,
  2. Partili milletvekillerinden alınacak milletvekilliği aidatı,
  3. Milletvekili, belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ve il genel meclis üyeliği aday adaylarından alınacak özel aidat,
  4. Bayrak, flama, rozet, yayınların vb. satışından sağlanacak gelirler ile tertiplenen balo, eğlence ve konser faaliyetlerinden sağlanacak gelirler,
  5. Parti mal varlığından elde edilecek gelirler,
Siyasi partilerin ticari faaliyette bulunmaları yasaktır. Kredi veya borç alamazlar. Ancak, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla gerçek ve tüzelkişilerden kredili veya ipotek karşılığı mal satın alabilirler. Siyasi partiler, ikametleri ile amaç ve faaliyetleri için gerekli olanlardan başka taşınmaz mal edinemezler. Partiler, amaçları içinde olmak şartıyla sahip oldukları taşınmaz mal- lardan gelir sağlayabilirler.
  1. Bağışlar,
Siyasi partiler Devlete ait kurum ve kuruluşlar ile yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden hiçbir suretle bağış kabul edemezler.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, işçi ve işveren sendikaları, dernekler, vakıflar ve kooperatifler, siyasi partilere maddi yardım ve bağışta bulunabilirler. Gerçek ve tüzel kişilerin her birinin bir siyasi partiye aynı yıl içerisinde iki milyar liradan fazla bağışta bulunması yasaktır.
  1. Devletçe yapılan yardımlar
Milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların % 3’ünden fazlasını alan siyasi partilere de Devlet yardımı yapılır. Devlet yardımı, siyasi partiler arasında, toplam geçerli oy sayıları ile orantılı olarak bölüştürülmek suretiyle her yıl ödenir. Bu yardım sadece parti ihtiyaçları veya parti çalışmalarında kullanılır.
Siyasi Partilerin Mali Denetimi
Siyasi Partilerin mali denetimini Anayasa Mahkemesi yapar. Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti ve denetimi Anayasa Mahkemesince yapılır. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştay’dan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir.
Siyasi Partilerin Yasakları
Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri anayasada sayılan aşağıdaki ilkelere aykırı olamaz.
  • Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne,
  • İnsan haklarına,
  • Eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine,
  • Millet egemenliğine,
  • Demokratik, lâik Cumhuriyet ilkelerine
  • Sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz
  • Suç işlenmesini teşvik edemez.

  • Siyasî partiler, ticarî faaliyetlere girişemezler.
Siyasî partilerin kapatılması
Siyasi parti kapatma davasını Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açar. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca kesin olarak karara bağlanır.
Anayasa Mahkemesi, temelli kapatma yerine, siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.
Siyasi partilerin kapatılması ile ilgili 149. maddeye göre, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır. (2010 Anayasa Değişikliği)
Temelli kapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz.
Bir siyasî partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar.
SOSYAL DEVLET
Sosyal devlet; güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü olan, bunun için sosyal ve ekonomik alanlara müdahale eden ve düzenlemeler yapan devlettir. Sosyal devlet, ekonomik ve sosyal anlamdaki eşitsizlikleri gidermeye çalışan devlettir. Sosyal devlet ilkesi İlk kez 1961 Anayasası’ ile kabul edilmiş, 1982 Anayasası’nda da aynen yer almıştır.
Sosyal Devletin Hukuki Yöntemleri:
Herkese insan haysiyetine yakışır asgari bir hayat düzeyi sağlamaya yönelik tedbirler almak bunları ekonomik gücü doğrultusunda hayata geçirmek sosyal devlet ilkesinin ana temasını oluşturur. Bu ilkeyi gerçekleştirebilmek için devletin başvurduğu bazı yöntemler şunlardır.
  • Sosyal haklar: Sosyal haklar, sosyal adaleti sağlamaya, sosyal eşitsizlikleri azaltmaya, toplum içinde ekonomik bakımdan zayıf olan sınıf ve grupları korumaya yönelik haklardır.
  • Planlama: Planlama toplumun ekonomik kaynaklarının, ekonomik kalkınmayı sağlamak amacıyla bilimsel ve akılcı kullanılmasını sağlamaya yönelik düzenlemedir. 1982 Anayasası’ planlamayı devlete bir görev olarak yüklemiştir.
Vergi Adaleti: Bu ilke vergi oranlarının, mükellefin mali gücüne göre saptanmasını ifade eder.


  • Çalışma Hayatına İlişkin Düzenlemeler: Devletin çalışanların çalışma koşullarında yapacağı iyileştirmeler, ücret eşitsizliğinin giderilmesi için yapılan düzenlemeler ve istihdamın geliştirilmesi ve işsizliğin azaltılması için alınan önlemler bu başlık altında sayılabilir.
  • Sosyal Güvenlik Sistemi: Kişilerin sosyal risklerden en az etkilenmesi için uygulanan sosyal sigorta sistemi, dejavantajlı grup ve kişiler için yapılan sosyal yardımlar ve sosyal hizmet uygulamaları bu kapsamda kabul edilebilir.
  • Kamulaştırma: Kamu hizmetlerini yürütebilmek için gerekli olan, özel mülkiyet altındaki taşınmaz bir malın, sahibinin isteğine bakılmaksızın kamu mülkiyetine geçirilmesi işlemine kamulaştırma denilir.
  • Devletleştirme ise kamu hizmeti niteliği taşıyan özel girişimlerin kamu yararının zorunlu kıldığı durumlarda devlete aktarılmasına yönelik işlemdir. Kamulaştırma işleminin konusu özel mülkiyetteki taşınmaz mallar olduğu halde, devletleştirme işleminin konusu özel teşebbüslerdir.

  • HUKUK DEVLETİ
    Devletin işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu ve vatandaşların hukuki güvence altında olduğu devlettir. Nasıl ki ülkede yaşayan kişiler hukuka bağlı hareket etmek zorundadır, hukuk kurallarını koyan, uygulayan ve denetimini yapan devlet organları da hukuka bağlı kalmak zorundadır. Bu ilke hukuk devleti ilkesi olarak adlandırılır.
    Hukuk devletinin en temel unsurları şunlardır:
    Yasama işlemlerinin yargısal denetimi
    Hukuk kurallarını koyan yasama organı hukuka uygun hareket etmelidir. Yasa koyucunun hukuk dışı işlemleri denetim yoluyla iptal edilebilir. Bu görev Anayasa Mahkemesindedir.
    Yürütme işlemlerinin yargısal denetimi
    Hukuk kuralları ile görevleri ve faaliyetleri belirlenen yürütme organı belirlenen çerçevede görevlerini yerine getirmelidir. Hukuka aykırı işlemler yargı organları tarafından denetlenir ve gerektiğinde iptal edilebilir. Yürütmenin denetimi İdari yargı mahkemeleri tarafından gerçekleştirilir.

    1982 Anayasası’na göre “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.”
    Ancak;
    • Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler
    • Yüksek Askeri Şuranın terfi ve kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk etme kararları (2010 Anayasa Değişikliği)
    • Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Kararları (Meslek- ten çıkarmaya ilişkin kararlar hariç (2010 Anayasa Değişikliği)
    • Silahlı Kuvvetler içinde verilen disiplin cezaları
    Yargı denetimine tabi değildir. Bunlara karşı idare aleyhine dava açılamaz.
    Yargı Bağımsızlığı
    1982 Anayasası’ 138. maddede yargı bağımsızlığını düzenlemiştir.
    • Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
    • Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
    • Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
    • Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
    Anayasanın bu düzenlemesi mahkemelerin bağımsızlığını güvence altına almaktadır. Mahkemelerin bağımsızlığı hukuk devletinin gerçekleştirilmesi noktasında büyük önem taşır. Yasama ve yürütme organlarını denetleyecek olan yargının bağımsız olması hukuk devletinin olmazsa olmazıdır.
    Bu üç ilke hukuk devletinin temelini oluşturmakla birlikte, hukuk devleti ilkesini tamamlayan başka anayasal düzenlemeler de vardır.
    Kanuni Hakim Güvencesi
    “Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.
    Bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”
    Sıkıyönetim askeri mahkemeleri bu ilkenin istisnasını oluşturur. Bunun yanı sıra bazı hallerde güvenlik sebebiyle yargılama, başka yerde bir mahkemeye taşınabilir. Bu uygulamaları kanuni hakim güvencesinin ihlali olarak saymamak gerekir.
    Hukukun genel ilkelerine bağlılık
    Hukukun, tüm uygar ülkelerin benimseyip uyduğu ve bilinen ilkelere uygun olmasıdır. Bu anlamda, genel hukuk ilkelerinden bazıları şunlardır: iyi niyet, ahde vefa, kazanılmış haklara saygı, kanunların geriye yürümezliği, kesin hükme saygı.
    Adil yargılanma hakkı
    Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.
    Temel hakların güvence altına alınması
    Temel haklar ve ödevler anayasada sayılmış kimlerin bu hakları ne şekilde kullanacağı belirtilmiş ve yine bu hakların sınırlanması ve kullanılmasının durdurulması ile ilgili ilkeler belirtilerek temel hak ve ödevler anayasal güvence altına alınmıştır.
    “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
    Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
    İdarenin Mali Sorumluluğu
    İdare anayasa ve kanunlarla kendisine verilen görevleri yerine getirirken vatandaşlara kişisel veya mali anlamda bir zarar verirse bu zararları karşılamakla yükümlüdür. Bu zararın idarenin kusuru olmadan ortaya çıkmış olması zarardan imtina etmesini sağlamaz. Kamu görevlisinin kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişisel kusuru ile verdiği zararda idarenin sorumluluğu altındadır.
    “Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

    Suç ve cezalara ilişkin esaslar
    Devlet cezalandırma konusunda da hukuka bağlı kalmalı ceza koyarken veya uygularken bazı temel ilkelere uygun hareket etmelidir. Bu temel ilkeler de 1982 Anayasası’nda sayılarak düzenlenmiştir.
    • Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. (Kanunsuz suç ve ceza olma ilkesi)
    • Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. (Kanunilik ilkesi)
    • Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. (Masumiyet ilkesi)
    • Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
    • Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
    • Ceza sorumluluğu şahsîdir. Hiç kimse başka bir kişinin suçunu ve cezasını üstlenemez. Ceza sorumluluğu ölümle birlikte sona erer.
    • Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.
    • Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.
    • İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz.
    • Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez. (Uluslararası Ceza divanı yayınladığı sözleşmelerle savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve organize uyuşturucu kaçakçılığı gibi suçlarda iade sınırlarının kaldırılmasına ilişkin düzenlemeler yapmıştır. Türkiye’nin de imzaladığı bu sözleşmeler gereği bu tür suçlarda iade sınırı yoktur.)
    EŞİTLİK
    Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
    Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
    Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
    Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

    Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.